01 12 2009
sadece 3 notaya bağlı iplerinin ucu.
dilimdeler.
dilim dilim edip kendimi yediğim yerlerdeler.
dizek.
sığmayan 3 nota.
dilimin ucunda sallanan bi isimsin sadece.
isimdin.
öyle 3 nota ki,
duydum demin.
parmak uçlarım uyuştu benim.
3 nota,
dedim ne gereği var.
susuyorum.
konuşamıyorum.
3 notada
sallanan isimler.
bıraktım.
çünkü,
o do-re-do.
dizeğe sığmayan notalardı.
18 11 2009
17 11 2009
4n 1k + 1n
olması gereken. ucu açık. şizofren bir olgu-döngü sentezi.
nerede-
belli değil. ucu açık. konum belli etmeden. sınırlar egale. işgale açık.
nasıl-
usul usul, sinsi sinsi, yavaş yavaş, çaktırmadan.
ne zaman-
sınırlaması yok. başlangıç belli. bitim: artı/eksi sonsuz.
kim-
o. ya da bu. önemi yok. her zaman bir özne bulunur. sözde ya da gizli.
neden-
...
neden-
...
neden-
öyle.
bilmiyorum. eğer elimde bir nedenim olsaydı, özeleştri sorgulamasına çekmezdim benliğimi. eğer elimde bir sonuç olsaydı, tümden varıp bulurdum kendimi.
sorgular,
sualler,
özneleştirilmiş nesneler,
nesnelleştirilmiş bünyeler,
uyanmayan aklın sonsuz güneş ışığı.
benden açıklama bekleme.
boşver, eskisi gibi kalsın.
korkma benden mesela, uzaktan dinleme. ya da anlatmamı isteme.
o yapraklarla kaplı çıkmaz sokağa gidelim. sonbahar ya.
öylece duralım sonra.
üstüne konuşmayalım. yağmur koksun odanın perdeleri.
sabahı açık gözle izleyelim.
olma-mış gibi yapalım. yok-muş gibi yapalım. uyu-muş gibi.
iyi ki yoksun, iyi ki varım.
ben. olmayan yanın daha parlakken.
14 11 2009
dedi ''gülerken gözlerini benden bi 'an kaçırıp sonra kahkaha atmanı seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''geceleri uyanıp gözlerini açmadan su içmeni seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''sabah saçmalamalarını seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''sinirlenince yok bi' şey deyişlerini seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''küfür ettikten sonra utanmış gibi yapmanı seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''güçlü bünyeni seviyorum, kısmen senden bağımsız.'' gülümsedim.
dedi ''umarsızca yastıkta bıraktığın kokunu, saç tellerini, küpeni seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''uyandığımda bana bakıyor olmanı seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''koşar adım yürürken düşündüğüm için durdum demeni seviyorum.'' gülümsedim.
dedi ''gözlerini açınca beni gitmiş olacağım.'' uyandım.
07 11 2009
''hangimizin hayatı dört dörtlük? dön bak şurdaki insanlara, kim göründüğü gibi söylesene. ben, eğleniyorum. ama sen bile şu an içimden geçenleri bilemezsin. tutuyorum çünkü. içimi içimde tutuyorum. kendi hayatımı ne diye bok edeyim ki? benim çünkü bu, sadece ben. gerisi neyse, siktir et işte onu.''
04 11 2009
scent, skin, touch.
bu yazı.
birazdan bitecek. bitecek diyorum her seferinde. seferler uzuyor, süngüler düşüyor, gökdelenler bile çöküyor. imkansız diye bir şey vardır. o kadar optimist olunmaz. belki de bu kadar pesimist olunmaz. bilmiyorum. çok karmaşık, çözemiyorum. kafam çok ağır.
sana.
diyemediğim o kadar çok şey var ki. gözlerimle anlatabilirim, belki fark etmişsindir. ama seni görmeyeli uzunca bir süre oldu. neden acaba diyorum. son günlerde en çok bunu diyorum. kilitlenen bilgisayar ekranına, bacaklarıma saldıran kediye, soğuğa, sıcağa, yağmura, sana. demiyorum sana. çünkü diyebilecek kelimelerim, konuşacak sesim yok benim. ben. her şey, içinde. yalan. 'yaşattıklarının acısını yaşıyorsun.' acı yaşamıyorum ben. yoo. öylesi hiç de değil. kendi kendime yarattığım illüzyonun içindeyim. ilk defa sonunu bilmiyorum mesela. bilmezlikten geliyorum. evet. her şey birer monolog. sen istersen konuşursun, sen istersen susarsın, sen istersen kalırsın, sen istersen kalırız. ulan. ne oluyor? silkin kendine gel dedi s. kendimdeyim dedim. sen aslında böyle değildin, çıkar kendini elbise dolabının üst rafından, şu indie şarkıları da kapat, yarın seni dans etmeye götürücem dedi. bense on dört saatlik uykumun son çeyreğinde bir an seni gördüm rüyamda. yürüyorduk. hem de kar yağıyordu. güneş gözlerimizi alırken, sen hiç bilmediğim bir şarkı açıyordun. bak burası montauk diyordun. eğilip bana sarılırken, seni koklamama izin verir gibiydin. sıkıca sarıldım sana. bir daha hiç olmayacakmış gibi. olacağına dair işaretlerim yok. 'senden ayrılıp yaşadığım yere gelirken attığım kedi mamalarını yemiş kargalar.' bu noktada iki saniye bakışırdık, sonra anlamsız gülmeler. sen gülerken ağzını kapatırsın genelde. uyurken de. neyse. fiiller saklı kalsın. önemi yok. sadece o zamanlar biraz daha güzeldi, bu zamanlara göre. en azından eylemler belliydi, yüzler silik değildi. saatlerdir bir fotoğrafa bakıyorum. sepya. kız bir şeyle uğraşıyor elinde. çocuğun bakışı da kızın baktığı yerde. çok fena durumdasın dedi k. sağol biliyorum dedim. nerde senin egon dedi, id'le beraber seni ziyarete gelecekler dedim. süperego'mu yitireli zaten çok oldu. ne yapsam bilmiyorum. ne desem bilemiyorum.
yazıldı.
ve bitti. okuyacak mısın bilmiyorum. üstüne alınacak mısın bilmiyorum. geçen sene d. 'bu yalnızca egoların savaşı. ne uğraşıyoruz ki?' demişti. şu an yaşanan da hala aynı. ego savaşı. keşke bir kere daha bakabilseydim maviye. biraz çıkarım yapmaya ihtiyacım var. ilk defa sonunu bilemiyorum. tedirginim. kontrolü kaybedince sinirlenirim çünkü. şu ansa sadece sakinim. yine de, diyorum. tünelin sonunda ışık yoksa bile, beyazı görebilirim.
28 10 2009
beştir şaşar.
i2i
iki parmağının arasındayım; yanağıma dokunan.
iki kolunun arasındayım; beklenmedik anda saran.
iki bacağının arasındayım; ne idüğü belirsiz.
iki omzunun arasındayım; geceleri aradığım.
iki elinin arasındayım; kayıp giderken tutunamayan.
*güz-2007*
27 10 2009
25 10 2009
21 10 2009
it was beautiful & terrible
-''kendini biliyor olman çok güzel. sen mantıklı bir insansın. ama ne zaman yeter desen, kapıyı açık bırakıyorsun, hikaye başa dönüyor, ukala ağızlar alıyorsun hayatına, ukala hayatlar yaşıyorsun, ama sinsi bi pislik olduğun için genelde yara almıyorsun, bencil davrandığın için kırıyorsun, yalnızlığın hiçbir zaman fazla gelmiyor sana. ve tehlikelisin, çünkü güzelsin. hayır hayır, itiraz etmeyi bırak, öylesin. ama seni tehlikeli yapan güzelliğin değil, güzelliğinin farkında olman. bu bakışlarla her şeyi elde etin şimdiye kadar, biliyorum. sana hayır diyen kimse olmadı değil mi? bak yine yapıyorsun o bakıştan. o yüzden çok güçlü olduğunu düşünüyorum. ama dikkat et, birileri bir gün gardını öyle bir düşürecek ki, o zaman ne bencilliğin kalacak, ne gizlemeye çalıştığın egon, süperegon, ne de gözlerindeki o sinsi bakış. dikkat et. mantığına yenileceksin hazal. bu iş sonsuza kadar sürmez. bir gün sen de karşılıksız seveceksin. o zaman beni ara. seni teselli eden ben olmak istiyorum.''
seni hem haklı hem haksız çıkarmak istiyorum, bunun olmayacağını biliyorum. bu yazıyı okuyacağını da. anlamlarımı evde pusuya yatırdığımı biliyorsun. belki bir gün onları da yanıma alır, yağmurda sana sığınırım, düşünsene. henüz değil. yapamıyorum. istesem de. iyi ki varsın s.
günün armağan şarkısı *haz.'a*: something of an end.
14 10 2009
summer*autumn
ramak kala kurtuldum. hem de bu aralar. 'sadece anlamları kaybedeli beri, ne mutlu ne mutsuzum. hayatın daha güzel olduğu söylenemez, ama daha kötü olup olmadığı tartışılır. eşyalar, kelimeler, sesler, kokular, tarihler, eşyalar, sevgiler, içi boşaltılıp çöpe attığım kavramlar, ya da havada asılı duran, ne önemi var.' evet öyleydi. ama bu zamana kadar. neden bir anda değiştiğime dair en ufak bir fikrim yok. anlamlar ve kavramlar birbirine karışsa da, dün yağmur altında bir saat yürüdüğüm için şu an yataktan çıkamasam da, mühim değil. otururken masaya düşen kuru bir yaprak var elimde.
12 10 2009
meet me in montauk.

11 10 2009
08 10 2009
hiç yalan yok ortada.
sadece iki kupa kahve, dumanı üstünde.
''bi sigara yakabilir miyim?''
ikimiz de sonunu biliyoruz halbuki.
ne kadar boştan bir çaba olduğunu.
an'lık keyifler için birbirini yakan insanlar.
kendini itekaka birine yaklaştırmak.
ne kadar zor halbuki.
düşünsene.
''sonunu biliyorsun diye yolun, nasıl gitmemezlik yapabilirsin? *madem ölücez, intihar edelim*e benzer bu.''
uyumsuzluk uyumdur derken, yanağıma dokunduğunu hayal ettim.
ama şimdi geçti.
teşekkürler.
27 09 2009
31 08 2009
öyle şarkılar istiyorum ki,
ağzıma sıçsın, 3 gün 3 gece durmadan dinleyeyim.
21 08 2009
hatırlat da haziran'ın sonunda çocukluğumuzu yakalım
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
*ah muhsin ünlü*
03 08 2009
bonbon palas no:7
uyandığında saatin ne kadar erken olduğunu bilecek kadar ayık değil, halbuki yatmadan önce ayılmak için içtiği sütsüz, şekersiz kahvenin bardağı masanın köşesinde. gözlerini ilk açtığında yaptığı şeyi yapmıyor bu sefer, bakmıyor saate ya da kalkmıyor yerinden. içinde saymaya çalıştığı isimleri yutuyor, tek bir isim kalıyor boğazında, elini sokup çıkarıp baş ucundaki masanın üzerine, kurumuş, artık kahveli bardağın kenarına doğru sallandırıyor. düşüyor isim yere. eğilip almaya çalıştığında yataktan hızlı kalmanın bedeli olan baş dönmesiyle yer çekimine yenilen vücudu yere bırakıyor kendini. isime uzanmaya çalıştıkça kaçıyor isim. belli ki intikam almaya çalışıyor diye geçirerek içinden daha temkinli kalkıyor yerinden ama nafile, bu sefer isim kayıp. aramaktan yorgun düşene kadar tüm evi 42 kez dolaşıyor. yok. artık saate bakmanın zamanı geldiğini düşünüp uzanıyor saate, kırmızı, eciş bücüş, rakamlarının kimisi yere düşmekten baygınlık geçirmişçesine sallanan bir çalar saat. yenisi asla alınmaz, eskisi asla atılmaz cinsten. hala zaman var, kim bilir ne kadar erken uyanmış. isimse yok. geceden kalma dibi tortulu kahve bardağına uzanıyor, yine yetişemiyor, sinirlenip hızlıca yaptığı hamlede ayağı emektar masaya çarpıyor, masanın ucundaki kahve fincanı sallanmaya başlıyor. o an kırmızı, eciş bücüş, rakamlarının kimisi yere düşmekten baygınlık geçirmişçesine sallanan çalar saat duruyor. o an zaman duruyor. kahve fincanı dibindeki turtusuyla sonsuza kadar sallanacakmış gibi dursa da, an'a yenik düşüyor. küçücük fincandan çıkan inanılmaz şangırtıyla tekrar yere oturuyor. bu sefer ne baş dönmesi, ne akşamdan kalmalık. fincan, ismin üstüne düşüyor. şimdi hangisi daha paramparça, bilemeden yerde oturuyor. bir elinde sağlam kalan fincanın kulbu, diğer elinde isimin parçalan-a-mayan tarafı.
''söylediklerini geri almak, kelimelerden pişman olmak için çok geç artık.''
fincan kulbunu duvara fırlatıyor, inatla parçalanmayan kulp, geri dönüp koluna derin bir iz bırakıyor. elindeki yarımkalanisme bakıyor, diğer yarısını bulup yapıştırıyor yerinden kalkmadan. en son hamlesi, yere damlayan kanlara dur der gibi, ismi alıp kulbun açtığı yaraya yapıştırmak oluyor. artık ne kadar geç olsa da.
01 08 2009
daniel.

**
**
**
to a place that s vast, daniel
under a sheet of rain in my heart
danie, i dream of home
**
29 07 2009
hadi bakalım.meraba. ben aslında ne kadar mutluyum. telefonum 29 günde 3 kere kadar çaldı. bilgisayarın kendisini imha etmesine saatler kaldı. hayatım da ne kadar da rutin değil. ve ben seni ne kadar da çok anmıyorum .
ben yoruldum. her gün senden izler aramaktan. acaba bugün ne yapıyor demekten. internete bağımlı yaşamaktan bıktım. en açığı seni özledim.
16 07 2009
don't know what you got till it's gone

09 07 2009
sor_2+2=5
bu cevabı kavga olan bir başka soru halbuki.
benim de sorasım var.
biz neden kavga bile edemiyoruz diye hayatımdakilere.
iki kelime bilee edemiyoruz diye
çok mu farklıyız?
peki takıntım niye?
bu sıcakta sıcağı hiç hissetmeden saatlerce neden yürüyorum güneşin altında sana hiç aldırmadan?
çünkü o an seni düşünüyorum
ve içim buz kesiyor
merak etme kimseye anlatmıyorum
en azından sen gibi değilim
ha sahi
hiç uyuşmuyoruz değil mi?
27 06 2009
kendi kendine konuştuğunun yitik bilincinde değil.
''son şansını kullan...''
25 06 2009
no
sokaklar
evler geçiyor gözlerinden
gülümsüyorum
susuyorum
kaçıyorum kendimden
mükemmel
uyum
yakalama sanatı
sen sen ol bir daha inanma onlara diye fısıldıyor kulağıma. gök mavisi gözleri. maviyi sevmem yeşil olsun diyorum. yeşeriyor o zaman gözleri.
kalbim mi?
işte onu siktir et deyip
kayboluyor
anne
artık ellerim yok
saçlarım parlak değil senin en sevdiğindi oysa
gözlerim başka bakıyor
dilim dönmüyor doğruya
çünkü
korkuyorum
açık
saçık
konuşmama dersleri
adam ol deyip
sarsıyor
kolum diyorum
canım yandı
biz o safhaları çoktan geçtik
hatırlarsan
diyor
sesiz
sakin
ama vahşi
23 06 2009
bir sene
ölüm, doğum, savaş, barış, başlangıç, bitiş, ilk ve son.
''dayanak sınırı'' diye bir şey olmadığını öğrendim.
sonları öğrendim.
insanın doğasının değiştirilemeyeceğini öğrendim.
susmayı öğrendim.
konuşmayı öğrendim.
ağlamamayı-ağlayamamayı öğrendim.
sabretmeyi, izlemeyi, kendini bırakmayı öğrendim.
çok yürüdüm, çok güldüm, çok şaşırdım.
şaşırmamayı öğrendim.
''tabu''ları öğrendim.
hayalleri paylaşmayı, hedeflemeyi, başaramayınca gülmeyi öğrendim.
çok insan tanıdım.
çok yanlış yaptım.
pişman oldum.
gurur duydum.
ama en önemlisi, geriye dönüp baktığımda da aklımda da kalan
hep gülümsediğimiz anlar.
iyisi ve kötüsü.
koskoca bir sene izler bırakarak gitti yine.
''hanenize yazılan artı bir yaş size hiçbir zaman geri dönmeyecektir. teşekkürler.''
15 06 2009
sour times
aklımı almanı hiçbir kelime açıklayamaz.
o ses.
hiçbir şey düşünemememi sağlıyor.
yada çok şey düşünmekten
bakamamayı.
05 06 2009
why
bilmem.
ama artık içkiye ara vermeliyim.uzunca bi süre.
mahvolmak istemiyorum.
kaybolmak da.
ama saçmalıyorum.
pişmanolmayacağımşeyleryapmakistiyorum.
26 04 2009
high
bütün olumsuzluklardan kendimi sorumlu hissedecek kadar aptallaştım artık. lütfenyanlışlaryapmamaizinverme.
her an ölücekmişim gibi. ölmeden önce son 10 saniyeniz, hayat size küçük gelir artık. 987654321..
koyu renkli güneş gözlükleri arkasında uykusuzluğunu saklarken sen, ben aynı anlarda bilmediğin yerlerde olucağım için..
özür dileyemem..
benim için iris i dinle, 3-5 kereden sonra hala aklındaysam, hala bi şans var demektir
23 03 2009
poor alice

''nereye gidiyoruz biz?''
13 03 2009
and the -me- goes to road

-''sence de çok yakışmıyorlarmıymış birbirlerine, baksana; gözler, gülüş, mimik, çok ideal bi çift bence. keşke ayrılmasalarmış. çift oscarımı onlara verebilirim şu an.''
-''haklısın..''
haklısın
haklı
haklı
11 03 2009
entatlıöğleuykusundan telefon sesiyle uyanmak nefret ettiği yegane şeyken, can çekişiyormuşçasına çalan telefonunu arıyor yatakta kız. ekranda gördüğü isimle dikiliyor yatakta.
-''nerdesin? çok kötüyüm konuşmamız gerek. bekle ben geliyorum oraya.''
45 dakika içinde buluşuyorlar. ellerinde kahve ve onlara eşlik eden sigaralarıyla. konuşmanın seyri kendini belli ederkeni kız yine aynı senaryoda olmaktan emin adımlara konuşuyor.
-''çok boşladım. canım şurdan kalkıp şuraya oturmak bile istemiyorum. yoruldum. birini istiyorum hayatımda, ama en baştan başlayıp da bu benim en yakın arkadaşım, bu benim en sevdiğim yemek, buysa en nefret ettiğim şey demek istemiyorum.''
-''devam et.''
-''o beni biliyordu , tanıyordu, hiç böyle şeylere ihtiyacım kalmıyordu onlayken, aslında onu beni delirttim biliyo musun, eziyet etmişim resmen.''
sinirden yeni söndürdüğü sigarası yetmezmişçesine diğerini yakıyor kız.
-''saçmalama. kimse bir diğerini o kadar delirtemez. neler yaptığını unutma sana. sen kimseyi beklemiceksin, o zaten gelicek sana, bak çevrene hep öyle olmadı mı?''
-''bilmiyorum.''
-''bal gibi de biliyorsun. kaçma bundan. ve birbirinizin her şeyini bilerek uyanıcaksınız bi sabah, hem de çaba sarf etmeye gerek kalmadan.''
eldivenlerini çıkarmadığını farkedip masaya fırlatıyor çifti kız.
-''siz nasılsınız peki? her şey yolunda mı?''
-''evet. iyiyiz. yolunda olmaması için hiçbi sebep yok. zor ama olduruyoruz.''
çocuk uzaklara dalıyor yine.
kız ona bakarken son günlerde onun ne kadar değiştiğini düşündüğünü düşündü, yanıldığını farketti, o hala aynıydı.
-''çok değiştim.''
dudak bükerek gülüyor kız.
-''hadi ya. nerden çıktı bu?''
-''artık gece yanımda yatan insanın gözlerine bakarak uyumak istiyorum. daha fazlası diil.''
koyuveriyor kız kahkahayı.
-''üstüne alınma cidden. korkutuyosun beni be.''
-''aslında..''
devamını biliyor kız,
-''onu özledim ama ne onla oluyor ne de onsuz diceksin ve kafana şu bardağı yiceksin. hem hadi gidelim artık, hasta olucaksın, kapa şu önünü iyice.''
kız giyinirken çocuk sarılıveriyor.
-''annelik görevinden hiç istifa etmiceksin di mi?''
-''asla.''
gün sonunda rahatlıyor kız.
kendinden çok başkalarını düşünen insanlar için de psikolojide bi ad olmalı diye düşünürken gülümsüyor.
''-işte benim hayatım bundan ibaret. evlilik gibi biraz aslında, merak et-başla-yaşa-bık-boşan. kesinlikle evlilik de bana göre deil zaten. deli saçması.''
-''çok kesin sınırların var.''
-''benim mi? saçmalama, asla öyle sınırlarım yoktur.''
gülüyor çocuk.
sigarasını düşürüyor kız elinden, tam en sevdiği pantolonun üstüne, aniden kalkıyor yerinden,
-''siktir ama ya. kusura bakma, normalde bu kadar yeni tanışık olduğum insanların yanında küfretmem. ama bu ülkede kadınların tek sahip olduğu özgürlük küfretmekken.. sen ne diyodun?''
-''keskin sınırların var. asla öyle sınırlarım yoktur derken bile bunu açıkça görebiliyorum.''
içinden ''daha üç haftada hakkımda karar almış. işin gücün mü yok be herif.'' diye geçiriyor.
-''öyle olsun bakalım.''
düşen sigarasının intikamını almak için bir diğerini yakıyor.
-''çok içiyosun.''
hayretle yan gözle çocuğa bakıyor kız,
-''evet?''
-''canına kastın varmışçasına..''
-''benim hiçbi şeye kastım yok. iyiyim ben böyle.''
sandalyesinde geriye doğru yaslanırken -burnunu sokma- mesajı veriyor aslında.
-''napıcam ben seninle?''
şaşırıyor kız.
sigaranın dumanını yutuyor.
-''nasıl yani?''
-''bazı gerçekleri görmezden gelerek ne kadar devam ediceksin bakalım. anlasana..''
-''kalkıp gitmemi mi istiyorsun?''
-''hayır tamam sustum merak etme. o nasıl?''
-''gayet iyi. biz. biz de iyiyiz.''
çocuk kendine şaşırıyor.
daha fazla üstelememesi gerekiyorken bile yanında kız olmadan yapamıyor.
ne onunla oluyor, ne de onsuz..
-''hep hayatımda olman imkansız mı?''
-''tabi ki diil. buradayım işte. iyiyiz böyle merak etme sen beni korkutmadıkça burdayım.''
-''belki bi gün, ne bilim...''
-''vazgeçmicek misin?''
-''ben hep burdayım. unutma. beklicem..''
yalnız kalmak istediğini farkediyor kız, kalkması gerektiği bahanesiyle ayaklanıyor, çocuk onu bırakmaktan söz ederken ''en fazla otobüse kadar'' diyerek anlaşıyorlar.
kız gidiyor. çocuk bekliyor, el sallarken hala aynı cümle dudaklarında, montuna kızın kokusu bulaşmış.
''seni sevdiğimi ne kadar daha görmezden geliceksin?''
10 03 2009
google analytics errörr
ambulansın içini görmek istiyorum: canımsın sen ya, gerçekten görmek isteme bence, allah göstermesin.
kübra ekler barış manço: sevgili gs sosyoloji öğrencisi kübranın kingodisco daki sunumu baya tutmuş demek ki.
abdullah bazencır: bilemiyorum. bilmek de istemiyorum.
asdf banu: aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. lütfen daha fazla deneme.
asmaktan atlayan kız: keşke bi cümle olsaydı bu kadar içim acımazdı.
come ne demek: gel demek. git demek. git git.
davrananlara: nası? ne gibi? sori ay kant andırstend yüu.
dünyada en çok kimi hıçkırı tuttu: beni tuttu. açık ara beni. iddialıyım.
en derinden daha da derinden gelen ben: yanlış yere gelmiş olmayasın zebanican?
haydar kelime anlamı: diyecek söz bulmamak. gizleri dolmak. haydar haydar. tiii
just minnet: ne demek istediğini anlatamayanlara. her derde devayız annem.
midemden su sesi geliyo: demek ki aygırmışçasına içmişsin. napcaz sana biz. ha canım. çok hareket etme, ne biliim takla filan atma, gelmesin.
midem iğrendi: gerçekten böyle insanlar varmış.
teklif sonrası kızlar konuşmaz mı: ı ıh. sus gelir. pıh.
they come'ın izle: ne izlemek istediğini bilmeyenlere.
tenini bu son görüşüm bu da beni mahvediyor: welcome to cezmi ersöz vol.2
yemekteyiz kıbrıs ingilizce: bu 3 kelime yanyana gelince, bilgisayarın infilak etmesi gerekirdi.
yutup bık wumın: bu da mı gelcekti başıma.
24 02 2009
yemek yemek

12 02 2009
biz bazen ulaş la çok eğleniriz
hiç beklemediğim bi anda
durup dururken sordu
''abla nolucak biz ölünce peki?''
belki de ilk kez
bu kadar ciddiydi
''bilmiyorum'' dedim
''görücez''
''bak ben gidince seni orda beklerim tamam mı'' dedi
tamam diyemedim

05 02 2009
2 day in paris

sevgili julie delpy,
inan söze nerden başlasam bilemedim.
sen ne biçim bi insansın ki,
böyle bir filmi hem yazıp hem yönetip hem de başroldesin?
içinde vıcık vıcık aşk olmadan aşk filmi yapman,
zekice esprilerle filmi süslemen,
adam goldberg'le adeta gerçek bir çiftmişçesine şahane mimiklerle
oynaman(ız),
fransa'da fransız kalmayı, fransa-amerika arasındaki ilişkileri didik didik yaparak anlatman,
beni kıskandırmadı hayır hayır.
aksine yeni bir hayran edindin kendine.bravo.nouvelle vague la yaptığın düetse.. kifayetsiz kelimeler.
*filmdeki anne-baba gerçek hayattaki anne babası delpy nin.
*adam goldberg in eski sevgililer karşısında mimikleri.
*favori kişilik: marion'un babası.
04 02 2009
vicky cristina barcelona, hadi ispanyaya
03 02 2009
doğuştan.

25 01 2009
adolescence

20 01 2009
cool kids they belong together

bazen beni öyle üzüyorsun ki
kelime bulamıyorum sana kızacak
o an ''yanımda'' olsan aslında
tek bi bakışla
tek bi gülüşle
her şeyi halledebilecekken
yoksun ki
uzaktasın sen
yoruyor bu beni
dinleyemiyorum bazı şarkıları
sana kızgınken
çünkü azcık da olsa
seni hatırlatan şeylerlerle
ağlamaktan yorgun düşüyorum
''this is no modern romance
there is no there is no''
sonraki o bir dakikalık sessizlik
büyüyor içimde
kocaman oluyor
sonra
devam ediyorum
sen duyamasan da
hissettiğini bilerek
''baby im afraid of a lot of things
but i ain't scared of loving you
baby i know your afraid of a lot of things
but don't be scared of love..''
07 01 2009
ex

03 01 2009
29 12 2008

24 12 2008
soğuk kış günleri için burunluk ve telefon ve mp3 çalar kullanılabilecek ama parmaksız olup da parmakları üşütmeyen eldiven yapar mısınız?
lütfen...
10 12 2008
dışlanmışların durağı
-ya ojem bozulmuş baksana...25 11 2008
artık burada oturmuyor
anne kucağı mı
yar yanı mı
yağan karı puf koltukta kahve içerek izlemek mi
soğukta titreyerek sigara içmek mi
kitap kokusu mu
çay buhusu mu
yağmurda yürümek mi
vapurda üşümek mi
tek bi ses
tek bi dokunuş
tek bi koku
nedir ki huzur...
01 11 2008
iki uç
yanağıma dayadığım elim, masaya dayadığım dirseğimin kaymasıyla sarsılıyor, o zamanlar bozuk olmayan gözlerimi kırpıştırarak yarı ölüm halinden ayılmaya çalışıyorum. utanıyorum ders sırasında uyuklamaktan, kendime gelip etrafa bakıyorum şaşkın şaşkın. o zamanlar hasta olmayan midemden sesler geliyor, elimi çantama atıyorum, annemin evden çıkmadan küçük şeffaf poşete koyup çantama attığı elmayı hissedince seviniyorum. saatime bakıyorum, o zamanlar maviyi severmişim meğer. tenefüse ne kadar kaldığını bilmiyorum. biraz önce uyanmama neden olan sıranın üzerinden defterimi çekip rakamları bulmaya çalışıyorum, o zamanlar da dersin ne zaman biteceğini öğrenmek için sırayı kullanırmışım....
-''uyku, yarı ölümdür.''
alnıma dayadığım elim, masaya dayadığım dirseğimin kaymasıyla sarsılıyor, sallanan sırayı sevmiyorum. sinirle o zamanlar yeni yeni bozulmaya başlayan gözlerimi bi büyütüp bi küçülterek tahtayı görmeye çalışıyorum. o zamanlar utanmamaya başlıyorum ders sırasında uyuklamaktan. o zamanlar hasta olmayan midemden sesler geliyor, elimi çantama atıyorum, annemin son anda çantama attığı elmayı dokununca seviniyorum. saatime bakıyorum, o zamanlar takmayı unutmaya başlamışım. araya ne kadar kaldığını bilmiyorum. biraz önce uyanmama neden olan sıra arkadaşımın kolunu silinmeye başlayan rakamların üzerinden çekmeye çalışıyorum, o zamanlar da dersin ne zaman biteceğini öğrenmek için sırayı kullanırmışım...
-''uyku, yarı ölümdür.''
yumruk şeklinde alnıma dayadığım ellerim, masaya dayadığım dirseğimin kaymasıyla sarsılıyor, durup dururken tepişen insanları sevmiyorum. 2.25e 2.50ye dayanan gözlerimi sinir belirtim olarak devirerek bakıyorum. o zamanlar sivri sözler söylemekten utanmamaya başlıyorum. artık reflü ve gastrite sahip olan midemden sesler geliyor, elimi çantama atıyorum, o zamanlar buna kızmaya başladığım için annemin benden gizli çantama attığı elmanın şeklini hissedince seviniyorum. saatime bakıyorum, artık takmamayı unutmamak için kendime notlar yazdığım saatime. dersin bitmesine ne kadar kaldığını bilmiyorum. biraz önce sinirlenmeme neden olan sıranın üstüne eğiliyorum, pencereden yansıyan ışıkla silinmeye yüz tutmuş rakamları, gözüme yapışmış lenslerimi söküp atmak istercesine ovuşturarak görmeye çalışıyorum, o zamanlar da dersin ne zaman biteceğini öğrenmek için sırayı kullanırmışım...
-''uyku, yarı ölümdür.''
uyanığım.
benim lenslerim var, ömür boyu onlarla yaşamak zorunda olduğum mide hastalıklarım ve artık sık sık takmayı unuttuğum saatim var, yaptıklarımdan ve söylediklerimden utanç duymama yetim ve dersin ne zaman biteceğini öğrenmeye ihtiyaç duymadığım yıllarım var...
ama elmam...
peki o nerde?
21 10 2008
we are eachother's

i've gone to ground
i'm watching porn,
in my hotel dressing gown
and now i, dream of you
but i still believe
there's only enough for one
in this lonely hotel suite.
the journey's long, and i feel so bad.
i'm thinking back to the last day we had
old moon fades in to the new
soon i know i'll be back with you
i'm nearly with you, i'm nearly with you.
when i'm weak,
i draw strength from you
& when you're lost i know how to change your mood
& when i'm down you breathe life over me
even though we're miles apart, we are eachother's
destiny
on a clear day, i'll fly home to you
i'm bending time getting back to you
old moon fades into the new
soon i knwo i'll be back with you
i'm nearly with you, i'm nearly with you.
i'll fly, i'll fly home, i'll fly home, & i'll fly
14 10 2008
13 10 2008
içç

10 10 2008
o kadar
kalp her zaman sevgili demek değildir...
kimi zaman anne...
kimi zaman bulamadığın eski bi dost(luk)tur...
kimi zaman da sadece kahve kadar basit...
ağlamak her zaman aşk acısı demek değildir...
ağlamak sadece giden sevgilinin arkasından yapılan bir eylem değildir...
kimi zaman anneyedir...
kimi zaman eski bi dosta...
kimi zaman da sadece kahve kadar basit...
kalp, bazen gözyaşıdır...
gözyaşı, bazen kalp...
07 10 2008
mimimim...
eveet, dide'nin beni mimlediği günün üstünden bi hafta geçmiş yaklaşık olarak; artık takkeyi önüme koyup cevap verme zamanıdır. hadi bakalım...
1) blog yazmaya ne zaman başladın?
2007 başlarıydı sanırım okulun adıyla açılan bloga yazmaya başlayalı, daha içe dönük, daha karanlıktı o zaman bana ait yazı ve şiirler ve o kadar da uzun ömürlü olmadılar. sonra haziran ayında burdan devam ettim.
2)blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?
bu konuda belli bir ''çizgim'' yok sanırım, bugün bunu yazim yarın diğer konuya paralel geçişler yaparım nımnımnım demiyorum, ama şöyle bir bakınca ya derinlerden gelen şeyler var, ya da belirtmeden duramayacağım modern tespitler.
3)blog yazmayı ne kadar zaman sürdüreceksin?
belki blog olarak devam etmez yazdıklarım, belki bi gün kafama eser de küt diye kapatırım burayı, ama o zaman bile yazmayı durdurabileceğimi düşünmüyorum, ilelebet yazmaya devam, bu gerek bi kağıt parçasına olacaktır, gerek bir internet sayfası olarak devam edecektir, eminim..
4)blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
hayır hala eğlenceli bir uğraş, artan bekleyiş kendi açımdan oluyor ve bu gayet hoş bir telaş oluyor çoğu zaman, yani ''aman insanlar okicak aman ben ne yazıciim'' gibisinden bir bekleyiş pek de yok açıkçası.
5)blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?
sanırım ediyorum, bu bazı şey olarak değil de çok zaman harcamak olarak çevrilebilir, çünkü ''sadece yazı yazıp çıkmak gerek'' cümleleri hep bir cümlecik olarak kalıyor..
eveet...bitti sanırım..
been, zeynep'i mimliyorum!!
01 09 2008
gitmek, gittirtilmek
11 07 2008
conversation(s) with other women

söyleyeceğim şu ki, onların pişmanlığı içine işler, tabir-i caizse ağzına sıçar insanın. ''hayır hayır ben/biz böyle olmayacağız'' denmesi kuvvetle muhtemelken, çoğu insanın/çiftin sonu budur ancak ve ancak kimse 15 yıl sonra onlar gibi bir deli cesaretine sahip olamaz/olamayacaktır. nerden mi biliyorum? sosyolojik(!) gözlem yeteneğimden!
gel gelelim... hayır ben/biz gerçekten böyle olmayacağız. nerden mi biliyorum? gözlerinden.
10 07 2008
doğmamış çocuk,olmamış baba(1)
artık 19 yaşından ''kız''ın olarak karşındayım.
en yakınımın bile beni sana benzettiğini duyduğumda neden bas bas itiraz ediyorum hiç düşündün mü? hayır düşünmedin. çünkü o an'ımda yoktun. ilk ayrılık-kazık krizimde kendimi odama kapatıp yemeden içmeden kesildiğimde neler oluyor diye sordun mu? hayır sormadın. ''ev'' ve ''aile'' sınırları''mız'' içerisinde bir tek kendin doğruyu biliyormuş gibi davrandığında sana karşı gelen kişinin neden sadece ben olduğumu düşündün mü? hayır düşünmedin. kendi anne babanın bile senin bağrışlarına karşı çıkışlarına ses çıkaramaz gördüğümde,''anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?'' sorusu aklıma geldiğinde gözlerimi kısarak aklımdan geçen cevabın neden sen olmadığını bilebildin mi? hayır bilemedin. ve bütün bunların cevabını hiç bilemeyeceksin belki de baba..
neden hazal benim adım baba? cinsiyetimi öğrenememiştiniz benim yüzümden,kız olduğumu 7 temmuz 89 günü öğrendin,hemşiere elinde benimle çıkıp gelince mi aklına geldi bu isim?
neden ulaş benim kardeşimin adı baba? ateşli bir solcu olduğunu ele güne duyurmak yada erken yaşta hayatını adadığı yolda hayatını kaybeden ulaş bardakçı anısına mı?
bu kadar çok okumaya beni babam alıştırmadı hayır.orta birinci sınıftaki türkçe öğretmenimdi bunu bana aşılayan,geceleri herkes yattıktan sonra yorganın altında devam ederdim okumaya çünkü gözlerimin bozulacağı telaşıyla artık zaman sınırlaması koymuştunuz bana.
hayır hayır,şiire de kendim bulaştım ben. şiir yazan herkesin adının başına ''şair'' ünvanın koyulmayacağını ise birilerinden çok daha iyi biliyorum-o hala bunun farkında olmasa da-
peki ben neden bütün siyasi partilere,siyasi oluşumlara karşıyım baba? bunu hiç düşündün mü?
üniversiteyi kazandıktan sonra evde en çok konuşulan konulardan biriydi,aile büyükleri ''aman kızım,uzak dur,bak annene babana,o kadar koşturdular da noldu,kurtardılar mı ülkeyi?'' dediklerinde sizden önce cevap vermeme rağmen, sen ''sana katıl yada katılma demiyorum,eğer gerçekten aklına yatan bir şey olursa karar senin,sen en doğrusunu yaparsın'' demene rağmen,neden ben bu kadar uzak kaldım sence? o 'partili' denilen insanlardan-hayır mütevazi olamayacak kadar doluyum bu konuda-kat be kat daha fazla bilgiye sahip olmama, 78 kuşağı temsilcileri içinde büyümeme,dev-yol,dev-genç,halkın kurtuluşu,ip,emep'çilerin arasında en ateşli tartışmalarınzı dinleye dinleye büyümeme rağmen neden acaba baba? neden yapmadım?
''bu asabi çıkışların filan,aynı baban'' demeleri yüzünden geçirdiğim krizler, ''ne alakası var,ben kendimim ve bu benzetmeyi bir daha duymak istemiyorum'' diyerek geçiştirmelerim nedendi baba?
çünkü..
çünkü aslında ben sana benzemiyorum,bunu istemiyorum baba. evet fiziki özelliklerimiz benzer belki de,ama bu hiçbir şeyin kanıtı değil baba. benim adım,kardeşimin adı hep senin bize koyduğun adlar belki, siyasi partilerden sırf senin gibi olmamak için uzak kaldım belki, içimdeki şiir aşkını hep bastırdım belki... bunların tek bir sorumlusu var baba.
ben artık hayatımda pişman olunacak adımlar atmıyorum baba, gelecekte evlendiğim adam ve belki de doğacak çocuklarım yıllardan sonra bir yemek masasında benden duyacakları bir iki (aslan kükremesi tonunda) cümleyle şok olmasınlar diye artık pişman olunacak hiçbir şey yapmıyorum baba.
hayatım ''keşke''lerle bölünmesin, benim yüzümden insanlar acı çekmesin, kimsenin hayatını mahvetmeyeyim diye on düşünüp bir yapıyorum baba...
ve eğer bir gün çocuklarım olursa onlara sadece parasal destekte bulunmayacağım, sevgi sözleri söyleyeceğim, bisiklete binmeyi babaları öğretsin ama, bağırarak her şeyin yola koyulması gibi bir olasılık olmadığını göstereceğim, hayatlarında ''örnek bir baba modeli'' olsun ki çarpık ilişkiler yaşamasınlar diye koruyup kollayacağım ben onları babalarıyla birlikte... her şeyi sadece anneleriyle değil, babalarıyla da paylaşsınlar diye çabalayacağım. oğlum babasından korkarak hareket etmesin, ondan gizli gizli yaşamasın diye, kızım babasına ailede tek ses çıkartabilen kişi olmasın diye çabalayacağım. ve kızıma ''baban aslında seni çok seviyor, hem babalar kızlarını çok kıskanır'' demek zorunda kalmayacağım.
ve hayır!
ben babama hiç ama hiç ben-ze-mi-yo-rum...







